Kadın Yaşı ve Gebelik
RANDEVU AL

HEMEN RANDEVU AL

*Saat 19.00’ dan sonraki online randevu talepleriniz için tarafınıza saat 09.00’ dan sonra geri dönüş yapılacaktır.

 

Kadın Yaşı ve Gebelik

Kadın Yaşı ve Gebelik

Doğurganlık ve kadın yaşının doğurganlık üzerine etkileri

Bu hafta sizlere, güncel hayatta oldukça tartışılan ve daha da tartışılmaya devam edilecek olan yaşlanma kavramını ve ‘Doğurganlık ve Kadın Yaşının Doğurganlık Üzerine Etkileri’ konulu yazıyı paylaşmaya çalışacağız.

Doğurganlık  yetisi, ilerleyen yaş ile birlikte azalmaya başlar. Özellikle over rezervi denilen ve yumurtalıklar içerisinde bulunan follikül adını verdiğimiz yapılar ile değerlendirilebilen doğurganlık kavramı, son yıllarda anne olma yaşının artması neticesinde sıklıkla tartışılır hale gelmiştir. Bir kadındaki yumurta rezervi, 30’lu yaşlara kadar çok fazla değişkenlik göstermemekte, 32 yaşından itibaren azalmaya başlamakta, özellikle 45-47 yaşından sonra da bitmeye yüz tutarak menopoz adı verilen döneme girilmesine neden olmaktadır. Günümüzde, anneliğin ertelenmesi ve ortalama anne olma yaşının artış göstermesinin bir doğal sonucu olarak, başta tüp bebek olmak üzere yardımcı üreme tekniklerine gereksinim de fazlalaşmıştır. İleri yaşlarda (> 40) anne olma arzusunun dezavantajları arasında, az yumurta rezervine bağlı olarak gebe kalma sorunları, rezerv iyi olsa da atılan yumurtanın kromozom yapısındaki muhtemel sorunlar nedeniyle iyi kalitede embryo oluşmaması veya oluşan embryonun rahim içerisine yapışamaması sayılabilir. Gebelik oluşsa ve devam etse dahi, başta diabet (şeker hastalığı) ve hipertansyon (yüksek tansiyon) olmak üzere ileri yaşın gebeliğe getireceği birtakım yükler nedeniyle oldukça dikkatli olunmalıdır.

Günümüzde, insanların bilinçlenmesi ve sağlıklı yaşam şeklinin teşvik edilmesi sonucunda ortalama yaşam süresi uzamıştır. Ancak, gelişen teknoloji ile birlikte birtakım çevresel etkenlere maruziyet sonucunda yumurta rezervi risk altındadır. İlave olarak anneliğin ertelenmesi ve eğer var ise kişide yumurta rezervi üzerine olumsuz etki eden birtakım risk faktörlerinin eklenmesi nedeni ile doğurganlıkta azalma ve tüp bebek başta olmak üzere yardımla üreme tekniklerine olan ihtiyaç günümüze kadar ki süreçte artmıştır.

Yumurtalık rezervini azaltan ve dolayısı ile doğurganlık üzerine olumsuz katkıda bulunan kavramlar aşağıda sıralanmıştır:

  • Sigara kullanımı
  • Geçirilmiş tek veya iki taraflık yumurtalık ameliyatı
  • Geçirilmiş kanser öyküsü ve buna bağlı olarak kemoterapi, radyoterapi hikayesi
  • Genetik Bozukluklar
  • Erken menopoza genetik yatkınlık
  • Bağışıklık sistemindeki birtakım bozukluklar

Kadınların en doğurgan olduğu yaşlar 20-35 yaşlarıdır. Prof.Dr.Recai Pabuçcu, özellikle 35 yaşından sonra doğurganlık şansının azalacağını, özellikle de 38 yaşın doğurganlık için bir sınır olarak alınması gerektiğinin altını çizmiştir. Sağlıklı olan ve menopoz döneminde olmayan 30 yaşındaki bir kadının, tüpleri açık ise, yumurtalık kapasitesi iyi ise ve eşinin sperm değerleri de iyi ise, normal yumurtlama düzeninde bir sorun olmadığı varsayımı altında o aylık gebelik şansı yaklaşık %20’dir. Buradaki önemli konu, herşeyin normal olması koşulunda bile, gebeliklerin oluşma ihtimalinin sanıldığından daha da az olduğudur. Bu oran bir yıllık sürede yaklaşık %80 olarak değerlendirilmektedir. Kadın 40 yaşına geldiğinde ise gebelik şansı %5’lere kadar düşer. Buradan çıkarılması gereken mesaj; eğer gebelik planı yapılıyor ise kadın yaşının akılda tutulması ve özellikle 36-38 yaş üzerinde olan olguların daha fazla vakit kaybetmemesidir.

Kadınlarda yumurtalık rezevi için hangi testler kullanılır?

Günümüzde, en sık ve en duyarlı yöntemler:

  • adetin 2. günü bakılan ve antral follikül sayısı adı verilen, yumurtalılar içerisindeki görülebilen toplam follikül sayısı (ultrason ile ölçülür)
  • adet döneminden bağımsız olarak kan tetkiki olarak bakılan Anti-Mullerian Hormon (AMH) testi (25 yaşından sonra daha duyarlıdır)
  • adetin 2. günü bakılan FSH ve Östradiol testleri

Bu testlerden follikül sayımında, her iki yumurtalık içerisinde toplam sayı 5’in altında ise, AMH testindeki değer 1 ng/mL’nin altında ise, FSH testindeki değer 20 IU/L’nin üzerinde ise, kişinin yumurtalık rezervinin oldukça düşük olduğu kabul edilmektedir.

Erken menopoz

Son zamanlarda sıkça irdelenen ve henüz bir tedavisi olmayan ‘erken menopoz’ kavramı, ortalam 100 kadından 1 tanesinde izlenmektedir. Erken menopoz, beklenenden daha önce yumurtalıkların yaşlanması ve tükenmesidir. Türkiye’de ortalam menopoz yaşı 47 olarak kabul edilir. Menopoz yaşını belirleyen en önemli etken ise yumurtalıklarda bulunan ve daha önce bahsi geçen toplam follikül havuzudur. Yıllar ilerledikçe azalan havuz nedeni ile, menopoz tablosu oturmaktadır. Bu follikül havuzunun yani yumurtalık rezervini belirleyen en önemli kavramın sayısı da genetik ile alakalıdır. Bir başka deyişle, bir kadının menopoz yaşı çoğunlukla annesinin menopoz yaşına benzer olacaktır.

Eğer 40 yaşından daha genç bir kadında, üç aydan daha uzun süren adet düzeni bozukluğu veya hiç adet olamama var ise ve bir ay ara yapılan testlerde menopoz değerlerine rastlanıldı ise tanı ERKEN MENOPOZ olarak konulmaktadır. Erken menopoz tanısı konulan olguların, oldukça dikkatlice ele alınmaları ve sağlıklı bir şekilde bilgilendirilmeleri gerekmektedir. Doğurganlıktaki olumsuz sonucun yanında, kişilerin kalp-damar hastalıkları ve osteoporoza bağlı kemik kırılma riski hakkında da bilgilendirilmesi ve tedavi edilmeleri oldukça önemlidir.

Prof.Dr.Recai Pabuçcu, özellikle sigara kullanımının menopoz yaşını yaklaşık olarak iki sene öne çektiği konusunda anne adaylarını uyarmaktadır. Ailede erken menopoz öyküsü olan, annesi-kardeşi 35-40 yaşlarında menopoza giren olguların, daha fazla vakit kaybetmeden bir kadın doğum hekimine danışması ve doğurganlık potansiyeli hakkında danışmanlık alması oldukça önemlidir.

Özetle kimlerin yumurta rezervlerini ölçtürmeleri gerektiği konusunda sıralama yapmak gerekirse:

  • ailede erken menopoza giren annesi-kardeşi olan ve yakın zamanda gebelik planı yapmayan kişiler
  • 40 yaşın altında olup, ateş basması ile birlikte adet aralarında uzama olan kişiler
  • yaştan bağımsız olarak, gebelik isteğinin olması ve bu duruma çikolata kisti ve/veya endometriozis denilen bir hastalığın eşlik etmesi
  • yaştan bağımsız olarak, özellikle iki taraflı yumurtalık ameliyatı geçirmiş kişiler
  • çocukluk veya erişkin döneminde kemoterapi veya radyoterapi uygulanmış kişiler
  • yumurtalık rezervi zayıf olan kişinin aynı yumurta ikizi
  • tip I şeker hastalığı olan kişiler

Sonuç olarak;

Yumurtalık rezervi kavramı, doğuştan genetik olarak belirlenmiş, zamanla sayıca geri dönüşümsüz olarak azalan bir kavramdır. Günümüz koşullarında malesef bu azalmanın önüne herhangi bir ilaç veya teknik ile geçilememektedir. Bu nedenle, risk altındaki kadınların belirlenmesi ve önlemlerin bir an önce alınması doğru bir yaklaşım olacaktır. Elimizdeki testlerden faydalanarak en azından durum hakkında bilgilenebilir ve profesyonel destek talep edebiliriz. Bu sayede, hangi olgular için beklemenin ve hangileri için tüp bebek tedavisi de dahil olmak üzere yardımcı üreme yöntemlerinin faydalı olabileceği konusunda fikir sahibi olabiliriz. Unutmamak gerekir ki, ihmal ve umursamazlık sonucunda her şey için geç kalınmış olunabilir.

Yorumlar

Bir yorum yazınız